http://www.mehmettunabas.tr.com.tr
politic

Journals

Monday,Oct 19 2009, 11:20:39 PMTÜRKİYE (Turkey)

 
Türkiye Tanıtım

TÜRKİYE’YE “Medeniyetin Besigi” denir.. ve bu tarihi ülkede seyahat ederek yabancilar bu deyisin ne manaya geldigini görebilmektedirler..

Dünya’nin ilk yerlesim birimi.. Catalhöyük’te bir sehir .. milattan önce 6,500 tarhine kadar uzanmaktadir..O tarihten bugüne kadar, Türkiye son derece zengin bir tarihe ev sahipligi yapmis,
ve bu da modern medeniyetimizde kalici izler birakmistir..Yüzlerce senelik kültür mirasi Türkiye’yi bir bilgi ve kültür cenneti haline getirmistir.. Hititler, Frigyalilar, Urartulular, Likyalilar, Lidyalilar, İyonlar, Persler, Makedonyalilar, Romalilar, Bizanslilar, Selcuklular, ve Osmanlilar.. hepsi, Türk tarihine öneml katkilarda bulunmuslardir.. ve ülkenin her tarafina yayilmis olan tarihi harabeler herbir medeniyetin kendine has çizgilerini sergilemektedir.. Türkiye’nin ayni zamanda çok büyüleyici bir yakin tarihi bulunmaktadir.. Osmanli Imparatorlugu’nun çöküsünü takiben, meslek olarak asker ve kisilik olarak büyük vizyon sahibi Mustafa Kemal adinda genç bir adam Birinci Dünya Savasi’nin yenilgisini bütün istilaci kuvvetleri ülkeden atarak memleketi adina parlak bir zafere dönüstürmüstür Mustafa Kemal Atatürk 29 Ekim 1923 ‘de Türkiye Cumhuriyet’ni kurmus ve ülkesini büyük ekonomik ilerleme ve tümden modernizasyonla baris ve huzura kavusturmustur. Yaklasik 100 sene sonra, Türkiye hala bu gururu yasamaktadir.. “Yurtta Baris Cihanda Baris” sloganiyla...                                .
Indim Havuz Basina - Fasl-i Beyoglu

(((Coğrafi ve Siyasi Konum. Jeopolitik konumuyla dünyanın en stratejik ülkelerinden biri olan Türkiye, “Eski Dünya Karaları” denilen Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının kesişme noktasındadır. Doğu ve Batı uygarlıkları arasında olduğu gibi, tüm dinler arasında da tek köprüdür.

Türkiye, üç tarafını çeviren Karadeniz, Akdeniz ve Ege Denizi’yle dünya okyanuslarına bağlanır. Tüm dünya ile komşu gibidir ve tarih boyunca büyük göç ve ticaret yollarının merkezi olmuştur. Boğazlar aracılığıyla Karadeniz dünyaya açılmakta ve bir iç deniz olan Marmara’dan çok önemli su yolları geçmektedir. Doğuda Gürcistan, Erme-nistan, Nahçıvan ve İran; batıda Bulgaristan ve Yunanistan; güneyde Suriye ve Irak ile komşudur.

Erciyes Dağı - KAYSERİ


Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (AGİT), Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), Karadeniz Ekonomik İş Birliği Örgütü (KEİ), Ekonomik İş Birliği Teşkilatı (EİT) gibi çeşitli kuruluşlara üye olan Türkiye, aynı zamanda AB üyeliğine adaydır.

Yüzölçümü ve Yüzey Şekilleri. Bir dikdörtgene benzeyen Türkiye topraklarının yüzölçümü 814.578 km²'dir. İran dışında bütün komşularından ve Rusya Federasyonu dışında tüm Avrupa ülkelerinden daha geniş topraklara sahiptir. Yüzölçümünün % 3’lük bölümünün yer aldığı Avrupa’daki topraklarına Trakya, % 97’lik bölümü oluşturan Asya’daki topraklarına ise Anadolu denilmektedir.

Türkiye’nin kara sınırlarının uzunluğu 2.875 km, deniz sınırlarının uzunluğu 8.333 km; genişliği yaklaşık 550 km, uzunluğu 1.500 km kadardır.

36-42 derece Kuzey enlemleri, 26-45 derece Doğu boy-lamları arasında yer almakta ve doğusu ile batısı arasında 76 dakikalık zaman farkı bulunmaktadır.
Jeolojik bakımdan her türlü ve her yaşta yüzey şekillerine sahip, yüksek ve dağlık bir ülke olan Türkiye; 1.132 metreyi bulan ortalama yükseltisi ile kıtaların en yükseği olan Asya’dan (1010 m) bile daha yüksektir. Kuzey ve güneyi yüksek dağlarla kuşatılmıştır. Kuzeyde Karadeniz boyunca Kuzey Anadolu Dağları, güneyde ise Toroslar, Türkiye’nin yükseklik karakterini belirler. Kuzey Anadolu Dağları’nın en yüksek noktası olan Kaçkar Tepesi’ni, Ilgaz ve Köroğlu Dağları izler. Marmara Bölgesi’nde Samanlı Dağları, Uludağ, Istranca Dağları ve Tekirdağ; Ege Bölgesi’nde Kozak, Yunt ve Aydın Dağları; İç Anadolu Bölgesi’nde Kızıldağ, Hasan Dağı, İdris, Elma ve Ayaş Dağları; Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ise Karacadağ, Raman ve Sof Dağları yer alır. 5.137 m ile Türkiye’nin en yüksek dağı olan Büyük Ağrı Dağı ve onun yanında sönmüş bir volkanik dağ olan Süphan Dağı ile Nemrut ve Alacadağ Doğu Anadolu Bölgesi’ndedir.

Türkiye; deniz, nehir ve ovaları ile tarıma ve hayvancılığa elverişli alanlar açısından çok zengindir. Kuzey ve güneydeki sıradağlar, Anadolu’nun orta kesimindeki geniş düzlükler sayesinde birbirinden ayrılır. En verimli ovalar Karadeniz Bölgesi’nde Bafra, Çarşamba ve Merzifon Ovaları; İç Anadolu Bölgesi’nde Konya Ovası; Akdeniz Bölgesi’nde Çukurova; Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Muş Ovası; Ege Bölgesi’nde Bakırçay, Gediz, Büyük ve Küçük Menderes Ovaları’dır.

Cilo Sat Dağları - HAKKÂRİ


Türkiye, dünyanın önemli deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya kuşağı üzerindedir ve Kuzey Anadolu fayı boyunca 1939’dan bu yana sekiz büyük deprem yaşamıştır.

Akarsu ve Göller. Türkiye, akarsu ve göller bakımından da zengin ülkeler arasındadır. Enerji üretim potansiyelleri fazla olan akarsuların yöneldiği havzaların en genişi Karadeniz Havzası’dır.
Denize olan mesafe, deniz seviyesine göre uzaklık ve dağ sıralarının varlığı gibi nedenlerle bölgeler arasında önemli iklim farklılıkları gözlenir. Akdeniz, Ege ve Marmara Bölgesi’nin güneyinde yaz ayları sıcak ve kurak, kış ayları ılık ve yağışlı geçen Akdeniz iklimi belirgindir. Nüfus

Türkiye genç nüfusa sahip bir ülkedir.



Türkiye genç nüfusa sahip bir ülkedir.


2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre toplam 67 milyon 844 bin kişinin yaşadığı Türkiye’de, 2005 yılı sonu itibarıyla nüfusun 72 milyonu aştığı tahmin edilmektedir. 1927 yılında yaklaşık 13 milyon 600 bin olan nüfus, 73 yılda beş kat artış göstermiştir. 1990-2000 döneminde yıllık nüfus artış hızı binde 18.3 olarak gerçekleşmiştir. 2000-2010 döneminde bu oranın binde 14.47’ye düşmesi beklen-mektedir. Buna göre bir sonraki nüfus sayımının yapılacağı 2010 yılı, yıl ortası nüfusunun 76.5 milyon olacağı tahmin edilmektedir.

1975 sayımına göre nüfusun % 58’lik bölümü kırsal alanlarda ve % 41.81’i kentsel alanlarda yaşarken; 2000 yılı Nüfusun 33.6 milyonunu kadınlar, 34.2 milyonunu erkekler oluşturmaktadır. Türkiye genç nüfuslu bir ülkedir. Toplam nüfusun % 28.07’si 0-14 yaş grubu, % 65.95’i 15-64 yaş grubu ve sadece % 5.96’sı 65 yaş grubu ve üstüdür. Oysa AB ülkelerinde 0-14 yaş grubunun toplam nüfus içerisindeki payı % 17.2 ile Türkiye’nin yarısı; 65+ yaş grubunun ise % 15.7 ile Türkiye oranının üç katıdır.

Dil. Türkiye’nin resmi dili Türkçe’dir ve nüfusunun % 90’ı Türkçe konuşmaktadır. Bir Ural-Altay bileşken dili olan Türkiye Türkçe’si, zaman içinde göçlerle farklılaşmış ve evrime uğramıştır. Türkiye Türkçe’si, Arapça ve Farsça’dan çok sayıda sözcük alan Osmanlıca’nın Cumhuriyet sonrası evrime uğramış modern biçimidir. Bu dil, Azerice ve Türkmence ile birlikte 11. yüzyıldan beri bilinen Oğuz lehçelerinin alt öğesini oluşturur.
 

Mustafa Kemal Atatürk, Kayseri’de yeni Türk Alfabesinin
uygulamasını gösterirken.


Türkçe, bugün yeryüzünde konuşulan ortalama 4.000 dil arasında en yaygın konuşulan yedinci dildir ve 200 milyonun üzerinde insan tarafından konuşulmaktadır.

Türkler, 8. yüzyıldan bu yana çok farklı yazı dili kullanmışlar, ancak en uzun süre Göktürk, Uygur, Arap ve son olarak da Latin alfabelerini tercih etmişlerdir. Çağdaş uygarlıklar düzeyine ulaşmayı hedef alan Mustafa Kemal Atatürk, 1928 yılında Arap alfabesinin yerine, Türkçe’nin ses düzenine uygun olarak hazırlanan Latin harflerinin kabul edilmesini sağlamıştır.

Atatürk, 1932’de Türk dilinin Arapça ve Farsça kelimeler-den arındırılıp sadeleşmesi amacıyla Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin kurulmasını istemiştir. Sonradan Türk Dil Kurumu adını alan cemiyet, çağdaş Türkçe’nin oluşmasında önemli adımlar atmıştır. Türk Dil Kurumu 1983 yılında, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesine alınmıştır. Bu çalışmaların sonucunda Atatürk’ün yaptığı Dil İnkılabı halka mal olmuş ve 1932 yılından önce, yazı dilinde % 35-40 civarında olan Türkçe sözcük kullanma oranı bugün % 75-80’lere ulaşmıştır. (((Coğrafi Bölgeler Bunlar, kapladığı alanlara göre sırayla; Doğu Anadolu Bölgesi (% 21), İç Anadolu Bölgesi (% 20), Karadeniz Bölgesi (% 1Cool, Akdeniz Bölgesi (% 15), Ege Bölgesi (% 10), Marmara Bölgesi (% 8.5) ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi (% 7.5)’dir.

Türkiye, doğal, beşeri ve ekonomik etmenler bakımından, 1941 yılında yapılan “1. Türkiye Coğrafya Kongresi”nde yedi coğrafi bölgeye ayrılmıştır.
Marmara Bölgesi

Adını Marmara Denizi’nden alan bölge, Türkiye’nin kuzeybatı köşesinde yer alır ve yüzölçümü 67.000 km²'dir. Karadeniz, Marmara ve Ege Denizlerine komşudur. İstanbul ile Çanakkale Boğazı bu bölgededir ve hem Asya hem de Avrupa’da toprakları vardır. Ege kıyıları açığında bulunan Bozcaada ve Gökçeada (İmroz) da Marmara Bölgesi alanındadır. Bölgenin nüfusu 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre 17 milyon 365 bin 027’ye yükselmiştir. Bu nüfusun 13 milyon 730 bin 962’si şehirlerde, 3 milyon 634 bin 065’i köylerde yaşamaktadır. Binde 26.69 ile Türkiye’deki en yüksek nüfus artış hızına sahip olan bölge, sürekli göç almaktadır.
İstanbul - Bursa - İzmit ekseni ile Türkiye’nin sanayi mer-kezi konumundaki Marmara Bölgesi’nde sanayi ve ticaretin yanı sıra turizm de önemli bir geçim kaynağıdır.

Bölgede üretilen sanayi malları arasında; işlenmiş gıda, dokuma, hazır giyim, çimento, kâğıt, petrokimya ürünleri, otomobil ve yedek parça, metal ve elektrikli eşya ile vagon ve gemi başta gelir.

Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan en kısa karayollarının ve Karadeniz ülkelerini Akdeniz’e bağlayan denizyolunun buradan geçmesi bölgeye ayrı bir üstünlük kazandırmış; bölgenin her alanda gelişmesine, kalabalıklaşmasına ve zenginleşmesine yol açmıştır. Yüzyıllarca birçok büyük uygarlığa ev sahipliği yapan bölge, tarihi yapıları ve doğal güzellikleriyle dünyanın en önemli kültür, sanat ve turizm merkezlerinden biri olmuştur.

Anadolu Hisarı - İSTANBUL


Bir Dünya Kenti: İstanbul. 8000 yıllık geçmişin birikimi olan tarihi mekanları, müzeleri, sarayları, surları, yalıları, doğal güzellikleri ve inanç merkezleriyle İstanbul; her zevkin ve her isteğin tatmin edilebileceği; seçkin bir hoşgörü, bir sentez odağıdır.

İstanbul, gerek nüfus ve kapladığı alan, gerekse ekonomi, ticaret, sermaye ve kültür açısından Türkiye’nin en büyük kentidir. Ayrıca devlete ödenen gelir vergisinin yarıya yakını bu kent ve çevresinden sağlanmaktadır. En büyük ithalat limanına sahip olan İstanbul, ülke deniz yollarının başlangıcı özelliği taşıyan ve dünyanın öteki ülkeleriyle havayolu bağlantısını sağlayan en büyük merkezdir. İstanbul’un Asya ve Avrupa yakaları iki büyük köprü ile birbirine bağlanmaktadır.

Dolmabahçe Sarayı - İSTANBUL


“İmparatorluklar Başkenti” olan İstanbul, M.Ö. 658 yıllarında Megaralılar tarafından kurulmuş ve kumandanları Byzas’ın adı nedeniyle “Byzantium” adını almıştır.
Marmara Denizi ile “Altın Boynuz” denilen Haliç arasında uzanan kara sularının iç kesimindeki tarihi yarımada, başkentliğini yaptığı Roma, Bizans ve Osmanlı İmpara-torlukları'nın izlerini taşıyan sanat eserleri ile dolu bir açık hava müzesi gibidir.

Osmanlı sultanlarının 400 yıl süresince siyasi merkezi olan ve bugün müze olarak kullanılan Topkapı Sarayı; dünyaca ünlü eserleri ve kutsal emanetleriyle farklı kültürlere mensup tüm insanların ilgisini çekmektedir.
İstanbul’un bir diğer görkemli sarayı ise Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan, 56 sütunla çevrili ve 4.5 ton ağırlı-ğındaki avize ile aydınlatılan Dolmabahçe Sarayı’dır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938 tarihinde bu sarayda vefat etmiştir.

Yaklaşık 500 camisiyle bir camiler kenti olan İstanbul’un en ünlü camisi altı minaresi olan Sultan Ahmet Camisi'dir. Cami ile birlikte çeşmeyi de içine alan Sultan Ahmet Meydanı ise tüm turistlerin uğradığı bir yerdir. Ünlü Türk mimarı Sinan’ın yaptığı Süleymaniye Camisi diğer önemli camilerdendir.

İmparator Konstantin tarafından 4. yüzyılda bazilika olarak inşa ettirilen Ayasofya Müzesi ise Bizans devrinin kentteki en görkemli eseridir. Yüksekliği 55, genişliği 31 m olan kubbesi ile Roma-St. Peter, Londra-St. Paul ve Milan-Duomo katedrallerinden sonra, büyüklük bakımından dördüncü sırada yer alır ve bunların en eski olanıdır. Kariye Müzesi ile 6. yüzyılda Bizanslılar tarafından kentin su ihtiyacını karşılamak amacıyla yaptırılan ve içinde 336 sütun bulunan Yerebatan Sarayı da kentteki diğer görkemli tarihi eserler arasındadır.
 

Kapalı Çarşı - İSTANBUL


İstanbul’da bunların dışında daha çok sayıda müze ve anıt bulunmaktadır. İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Atatürk Müzesi, Sadberk Hanım Müzesi, Mozaik Müzesi, Sanayi Müzesi, Deniz Müzesi ve Yahudi Müzesi; Kız Kulesi, Galata Kulesi; Rumeli ve Anadolu Hisarı ile İstanbul surları bunlar arasında sayılabilir.

15. yüzyılda yapılmış olan Kapalı Çarşı, turistlerin İstan-bul’daki başlıca uğrak yerlerinden biridir ve buradaki 4.000’e yakın dükkânda; mücevherler, antikalar, halılar, gümüş ve bakır hatıra eşyalar, deri ve süet giysiler, tahta ve sedef oymalar satılmaktadır.

Ayrıca 17. yüzyılda Hatice Sultan tarafından yaptırılan Mısır Çarşısı’nda, her türlü baharatı bulmak mümkündür.

İstanbul aynı zamanda modern bir alışveriş merkezidir. Carousel, Ataköy-Galleria, Akmerkez, Capitol, Carrefour-SA, Profilo, Kule ve Kule Çarşı, Kanyon ve İkea gibi kapalı alışveriş merkezlerinin yanı sıra İstiklal, Rumeli ve Bağdat Caddeleri kentin en seçkin alışveriş yerleridir.

Çeşitli sinema ve müzik festivalleri; tiyatro, opera, bale ve konser etkinlikleri; uluslararası sempozyum, konferans ve yarışmalar ile İstanbul, dünyanın sayılı kültür merkez-lerinden biridir. Her yıl Haziran-Temmuz aylarında düzen-lenen “Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali” dünyanın dört bir yanından gelen ünlü sanatçıları ağırlamaktadır.

İstanbul, önemli uluslararası spor etkinliklerine de sık sık ev sahipliği yapmaktadır. Boğaz ve Adalar, yelken sporları için ideal yerlerdendir. Yat turizminin de geliştiği kent, uluslara-rası bir yatçılık merkezidir. Ataköy, Kalamış ve Fenerbahçe Marinaları yatçılara geceleme dahil daha birçok olanak sunmaktadır.

Kilyos ve Şile, İstanbul çevresinde plajları ile tanınan tatil beldeleridir. Polonezköy ise 19. yüzyılda Polonyalı göç-menlerin gelip yerleştiği, çevresi ormanlarla kaplı ideal bir dinlenme yeridir. Milli Park olan Belgrad Ormanları İstan-bul’un akciğeri olarak bilinir. Bu ormanlardaki Atatürk Arboretumu ve Osmanlı döneminden kalma su kemerleri görülmeye değerdir. Silivri ve Kemer’de geniş golf sahaları bulunmaktadır.

Kocaeli-Sakarya ve Anibal’in Mezarı. Bir endüstri kenti olan Kocaeli, karayolu ile İstanbul’a bağlıdır. Çevresi meyve ve sebze bahçeleri ile kaplıdır. Roma döneminde “Nicomedia” olarak bilinen kent merkezi ve çevresinde, Osmanlı döneminden kalma çok sayıda tarihi eser bulunur. Kent yakınlarındaki Hereke, halı dokumacılığı ile ünlüdür.
Marmara Denizi’nin kuzey kıyılarındaki Gebze’nin ise zengin bir tarihi vardır ve ünlü Kartacalı kumandan Anibal’in mezarı buradadır.

Geniş ovalarında bereketli tarım alanlarının yer aldığı Sakarya ili de bir endüstri merkezidir. Eski devirlerde bu bölgenin insanları güzellikleri ile tanınırdı. Nitekim Roma İmparatoru Harianus’un dillere destan güzelliğiyle ünlü eşi Sabina, bu yörede yetişmiş ve daha sonra Roma’ya gelin gitmiştir.

Ayçiçeği Tarlaları ve Üzüm Bağları Cenneti. Türkiye’nin Avrupa bölümünü oluşturan Trakya’nın bereketli toprakları, genellikle ayçiçeği tarlaları ve üzüm bağları ile kaplıdır. Avrupa’dan gelip Türkiye’nin batı kapısı olan Edirne kentine giren bir yabancı, önce Türk mimarisinin şaheseri olan Selimiye Camisi ile karşılaşır. Geleneksel ünlü Kırkpınar Güreşleri her yaz başında Sarayiçi denilen ağaçlık alanda yapılmaktadır.

Geniş kumsallara ve Osmanlı mimarisinin güzel örneklerine sahip olan Tekirdağ ili, Trakya’nın batısında yer alır. Üzüm bağları ve şarap festivalleri ile ünlüdür. Doğa ve tarih açısından zengin olan Kırklareli, Türkiye’nin Avrupa toprak-larındaki en geniş ilidir. Karadeniz kıyılarındaki İğneada ve Kıyıköy, ince kumlu plajları ile tanınır.
Güney Marmara. Marmara Denizi’nin güneyinde Çanakkale, Balıkesir ve Bilecik illeri yer almaktadır. 15. yüz-yıldan kalma Çimenlik ve Kilitbahir Kaleleri boğaza ayrı bir güzellik katar. Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale cephesinde şehit düşen 500.000 askerin anısına Milli Park’ın güney ucunda 42 m yüksekliğinde “Çanakkale Şehitleri Anıtı” yaptırılmıştır. Çevrede İngiliz ve Fransızlara ait anıtlar da bulunur. Anzak askerlerinin çıkarma yaptığı Arıburnu sahillerindeki Anzak Koyu'nda, üzerinde Atatürk’ün Çanakkale savaşları ile ilgili hitabesinin de yazılı olduğu Anzak Anıtı, hümanizmin ölümsüz belgelerinden biridir.

Çanakkale’nin kuzeybatısında, kuzeyden güneye doğru tarihi kentler uzanır. Anadolulu Homer’in İlyada Destanı’nda adları geçen Kral Priamos, Hektor, Paris ve güzel Helena’nın yaşadığı; tahta atıyla ünlü tarihi Truva kenti, Çanakkale’nin 30 km güneybatısındadır. Truva’nın daha güneyinde sırasıyla Neandria, Aleksandria, Troas, Chryse ve Assos yer alır. Behramkale, yani tarihi ismiyle Assos, entelektüellerin tatil merkezi olarak da bilinir. Denizden 248 m yükseklikteki Assos Akropolü'nde yer alan Athena Mabedi, M.Ö. 6. yüzyılda yapılmıştır.

Marmara Bölgesi’nin önemli illerinden olan Balıkesir, kuzeyde Marmara ve batıda Ege Denizleriyle çevrelenmiştir. Balıkesir’in Marmara sahillerindeki en büyük yerleşim merkezi olan Bandırma, Marmara’nın İstanbul’dan sonraki en büyük limanıdır. Bandırma’nın kuzeybatısındaki Erdek, plajlarıyla ve tarihi eserleriyle ünlüdür. Bandırma’nın güneyindeki Manyas Gölü’nde ise, her yıl 239 türden üç milyona yakın kuşun geldiği Kuş Cenneti Milli Parkı bulunmaktadır.

Balıkesir ilinin Ege kıyıları, Edremit Körfezi çevresinde sıralanır. Doğal ve tarihi zenginliklerle dolu olan Edremit Körfezi sahillerinin tümü zeytin ağaçlarıyla kaplıdır. Mitolojiye göre; dünyanın ilk güzellik yarışması, milli parkın bulunduğu Edremit’in kuzeyindeki Kaz Dağı’nda yapılmıştır. Truva Kralının oğlu Paris, bu dağlarda yaşamıştır.
Akçay, Altınoluk, Ören ve Ayvalık, Edremit çevresinde yer alan; doğal güzellikleri ve geniş kumsallarıyla gözde tatil beldeleridir. Çamlık ve Alibey Adası (Cunda) doğal güzellikleri yanında, damak tadını sevenler için leziz ve değişik deniz ürünlerinden yapılmış zengin mönülere sahip restoranları ile tanınır.

Sakarya Nehri tarafından sulanan topraklarda kurulu Bilecik ili, Osmanlı tarihi açısından önemli bir merkezdir. Osmanlı İmparatorluğu 1299 yılında burada kurulmuştur. Kentin 30 km doğusundaki seramikleriyle ünlü Söğüt, eski Türk boylarından Kayıların yerleşim yeridir.

Yeşillikler İçindeki “Tanrısal Kent”. Fransız şair Henri de Regnier, Uludağ’ın yamaçlarında yeşillikler içindeki Türkiye’nin beşinci büyük kenti Bursa’yı “tanrısal bir kent” olarak nitelemiştir.

UNESCO tarafından “Avrupa’nın çevresini en özgün şekilde koruyan kenti” seçilen Bursa’da; doğa, tarih, yeşil ve mimari, güzel bir harmoni ortamında bütünleşmiştir. İpeği, havluları ve kaplıcaları ile ünlü olan Bursa, aynı zamanda büyük bir sanayi kentidir. Özellikle otomotiv ve tekstil sanayi gelişmiştir. Osmanlı döneminden kalma eserlerin yoğunlaştığı kentin güneyinde, modern tesislere sahip, kış sporları için ideal bir merkez olan Uludağ Milli Parkı bulunur.

Bursa’nın kuzeydoğusundaki İznik Gölü ise bir doğal güzellikler beldesidir. Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir yerleşim merkezi olan İznik, Osmanlılar döneminde de bu özelliğini korumuştur. Dünya çini sanatının en güzel örnekleri, Osmanlı çini ustaları tarafından burada yapılmıştır. Çekirge ise Bursa’nın termal merkezidir.

 

 

www.mehmettunabas.tr.com.tr )  Kaynak:T.C.Kültür ve Turizm Bakanlığı

 Tag : sevgi | 39 Views | Post Comments | Share with Friends | Recommend

Monday,Oct 19 2009, 07:04:23 PMSOSYAL DEVLET-MİLLİ DEVLET

 

 

Prof. Dr. Haydar Baş
“İktisat teorisi, istatistik, matematik ve enformasyonun gerçek sentezi olan çalışmasıyla Profesör Haydar Baş’a da bir Nobel ödülü gerekecektir. Bunda milli sistemi ve modeli mühim rol oynayacaktır.”
Prof.Dr. Goulnur BALTONOVA
Kazan Devlet Üniversitesi
Yeni bir iktisadi model: Milli Ekonomi Modeli
Milli Ekonomi Modeli, insanın sınırlı ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklardan karşılanması ilmi; ve yine ülkelerin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip olmasının yanı sıra iç ve dış harcamalarını borçlanmadan temin edebilmesinin formülüdür. Bu yönüyle Milli Ekonomi Modeli, ülkelerin ve milletlerin kalkınmasının ve ekonomik bağımsızlığının tek yoludur.
Sosyal Devlet Milli Devlet
Eseri okumak için : Milli Ekonomi Modeli tezini online olarak okumak için tıklayınız.
Akademisyenler : Tezi değerlendiren akademisyenlerin tebliğlerini okumak için tıklayınız.
 
Sosyal Devlet / Milli Devlet’in “vatandaşlık maaşı projesi” başta olmak üzere ve Sosyal Devlet projeleriyle bizim yapmak istediğimiz, “millet için devlet” anlayışının yeniden hayata geçirilmesidir.
Milli Devleti, diğer sistemlerle kıyaslanamayacak kadar farklı bir noktaya taşıyan, tezin gayesine ve merkezine insanın konulmasıdır. Bu tez, Türk medeniyetinin bütün insanlığa hediyesidir.
Sosyal Devlet Milli Devlet
Eseri okumak için : Sosyal Devlet Milli Devlet tezini online olarak okumak için tıklayınız.
Akademisyenler : Tezi değerlendiren akademisyenlerin tebliğlerini okumak için tıklayınız.  ((( BTP’ nin TARİHİ MİSYONU )))
  -Türkiye;
-Ekonomik çıkar çatışmalarının sınır ülkesi;
-İdeolojik çatışmaların tampon bölgesi;
-Doğu ve Batı kültürlerinin fay hattı üzerinde, bu kırılma noktalarının tam ortasında yer almaktadır.

Doğu Bloku’nun çökmesi sonucu ideolojik çatışma, büyük ölçüde ortadan kalktı ama ekonomik çıkar çatışmaları bütün dünyayı da içine alacak şekilde genişledi. Dinsel ve etnik çatışmalar, ekonomik çıkar çatışmasının güdümünde daha da keskinleştirildi.

Geçmişte Türk Milleti, kendisini yükselten ve yücelten tarihi misyonuna sahip çıktığı dönemlerde dünyaya hükmetmiş; insanlığa adaleti, insan haklarını, ilmi, teknolojiyi ve medeniyeti öğretmiştir. 1700’lü yıllarda başlayan duraklama dönemiyle birlikte milletimiz ideolojik ve etnik entrikalar sonucunda her cepheden hücumlara maruz kalmıştır. I.Dünya Harbinde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan milletimiz, İstiklal Savaşı’yla bir ölüm kalım mücadelesi vermiştir. Bu sıcak savaşlar, aslında asırlar boyu sinsi bir şekilde yürütülen siyasal, kültürel, sosyal faaliyetlerin bir sonucu idi.

Neticede İstiklal Savaşı’nda bu millet, Büyük Önder Atatürk’ün öncülüğünde Kuvayı Milliye ruhuyla kendine dönmüştür. Milli iradenin, tecelli ettiği, bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuş ve özgürlük mücadelesi veren ülkelere örnek olmuştur. Türk milleti, bir yok oluş olan Sevr Antlaşmasının dayattığı şartları kabul etmemiş Lozan Antlaşması ile özgür ve bağımsız bir devlet olduğunu kabul ettirmiştir.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, çeşitli sahalarda kalkınma plan ve projeleri uygulanmıştır. Kısmi sonuçlar alınmışsa da amaçlanan çağdaş medeniyet seviyesine ulaşılamamıştır. Bunun başlıca sebebi, milli kimlik ve bağımsızlık iradesinin 1938’den sonra büyük ölçüde yitirilmesidir. Oluşturulan yapay gerilimler, ülke insanının enerjisini tüketmiş, kalkınmayı sekteye uğratmıştır.

Bu Badireden Çıkış Yolu:

Sorunların Çözümünde Yaklaşım Tarzımız

Önce insan diyoruz. Çözümler insana hizmete yönelik olmalıdır. İnsanın kendi yararına kazanılması ve çalışmaların bu yönde yapılması gerektiğine inanıyoruz. Her meselenin çözümünü kendi şartları ve disiplini içinde aramak lazımdır.

Her problemin çözümünde bilgi, beceri, plan ve programın yanında iyi niyet, samimiyet, dürüstlük, saygı ve insan sevgisinin asıl olduğuna inanıyoruz.

Bugün Gelinen Durum:

Sorunların tesbiti ve çözümünde demokratik-hukuk devleti ilkesi esas alınmalıdır.
Bu bağlamda Türkiye’nin siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik vb. sorunları analiz edildiğinde en başta gelen tehdit ve tehlikenin milli bütünlüğümüze yönelik olduğunu görüyoruz.

Türkiye’ye karşı adeta ikinci bir Sevr projesi dayatılmaktadır. Bu tehlike ve tehditler Cumhuriyet’in kuruluşunda da aynıyla yaşanmış M. Kemal Atatürk de bizzat ‘dahili ve harici düşmanların’ olacağından bahsetmiştir. Bugün sanki tarih tekerrür ediyor gibi aynı tehlikeli gelişmeler yaşanıyor. Bu olumsuz gelişmeleri insanımızın ve milletimizin geleceği açısından tehlikeli buluyor ve tedbir alınması gerektiğine istiyoruz.

-Türkiye’nin şu andaki genel gidişatının bir olumsuzluklar portresi oluşturduğu ve bir meseleler yumağı haline geldiği gözden kaçırılmamalıdır.
-Uzun zamandan beri ülkemizde temel sıkıntılar giderek ağırlaşmakta ve kangrenleşmektedir.
-Terör, dış odakların siyasallaştırma çabalarıyla bölücülük noktasına yaklaşmaktadır.
-Enflasyon, yolsuzluklar, israf; plansız ve dengesiz icraatlar ekonomimizin kara deliklerini oluşturmaktadır.
-Dış odakların kışkırtması sonucu iç barış, birlik ve bütünlüğümüz ciddi tehdit altındadır.
-Pahalılık, işsizlik ve yoksulluk artmakta, eğitim, adalet, sağlık kurumları fonksiyonlarını sağlıklı bir biçimde yerine getirememektedir.
-İnsanımızın kendine güveni azalmakta, ahlaki değerler çöküntüye uğramakta, inkültürasyon faaliyetleri milli kimliği yok etmektedir.
-Ümitsizlik, güvensizlik had safhaya çıkmıştır.
-Yanlış politikalar, Türkiye’ye sürekli bir şekilde içte ve dışta itibar kaybettirmektedir.
-Küreselleşme ve AB süreciyle ülkemize adeta yeni bir Sevr dayatılmaktadır.

Bu kötü şartlar, bütün bu sıkıntıların üstesinden gelecek yeni ve sağlam bir siyasi yapılanmayı şart koşmaktadır.

Şüphesiz ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, vatanıyla milletiyle bölünmez bir bütündür.
Bayrağı ve sancağı ile, askeriyle, siviliyle; milli ve manevi değerleriyle ülkemizin toprak bütünlüğünün hassasiyetle korunması ve bundan taviz verilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Ancak günümüzde ülkemiz siyasi, kültürel ve ekonomik kuşatma altına alınmış durumdadır. Türkiye adeta diz üstüne çökertilmek istenmekte ve bağımsızlığı tehdit edilmektedir.

Bugün içinde bulunduğumuz şartlarda, Misak-ı Milli sınırları içinde yeniden bir Kuvay-ı Milliye ruhuna muhtacız. Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi bugün de Kuvay-ı Milliye’nin bütün milletin katılması gereken milli bir görev ve bir vatanseverlik olduğunu düşünüyoruz.

Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehdit ve tehlikeler karşısında, kronik hale gelmiş problemler ve bütün bunlara karşı alınacak tedbirler ve getirilecek çözümler için ülkemizin bütün kurum ve kuruluşlarının, her vatandaşımızın birlik beraberlik içinde hareket etmesi bir zarurettir. Millet olarak en önemli meselemizin, birlik ve bütünlüğümüzün korunması olduğuna ve bütün problemlerin bu şuurla çözülmesi gerektiğine inanıyoruz.

Esasen bu husus, her türlü şahsi mülahaza ve siyasi menfaatin üzerinde tutularak ülkenin tamamında ulusal bir uzlaşma sağlanması, arzu edilen bir durumdur.
TUNALIM…

                             (  http://sites.google.com/site/cultureinturkey/  )Türkiye’nin Tarihi ve doğal güzellikleri (Turquía histórico hermoso y natural)

Monday,Oct 19 2009, 06:49:41 PMBULGARİSTAN'A TOPLU BAKIŞ (Bulgaria)

Bulgaristan (Bulgarca: Bılgariya, България), Güneydoğu Avrupa'da, Balkan Yarımadası'nda yer alan bir ulus devlettir. Ülke, batıda Sırbistan ve Makedonya Cumhuriyeti, doğuda Karadeniz, kuzeyde Romanya, güneyde Yunanistan ve Türkiye ile çevrilidir.

Tarih :Bulgaristan'ın ilk sakinleri Hint-Avrupa kökenli bir kavim olan Traklardır. Milatla birlikte ülke önce Roma İmparatorluğu, sonraysa Bizans İmparatorluğu egemenliğine girer. M.S. 6. yüzyılda Slavlar ile birlikte Türk kökenli bir kavim olan Ön Bulgarlar bu alana yerleşir. Aristokratik tabakayı oluşturan Türk Bulgarları bir süre sonra Slavlaşarak dillerini, 10. yüzyıldan itibaren de Ortodoksluğu kabul edip dinlerini bırakarak asimile olmuşlardır.

Bizans İmparatorluğu yıkılıncaya değin Bizans ile savaşıp hakimiyet alanlarını genişleten Bulgarlar, bir ara 1018-1186 yılları arasında yeniden Bizans İmparatorluğu'nun egemenliğine girmiştir. 14. yüzyılda Türklerin Rumeli'ye çıkmasından sonra bağımsızlıklarını yitirerek Osmanlı Devleti'nin egemenliğine girmişlerdir.

Osmanlı Devleti'nin gerilemeye başlaması ve Çarlık Rusyası'nın da desteğiyle, Balkanların tümünde olduğu gibi Bulgaristan'da da ulusal kurtuluş hareketi alevlenmiş, 93 Harbi'nden yenilgiyle çıkan Osmanlı Devleti, Bulgaristan'ı 1878 yılında içişlerinde bağımsız prenslik olarak, 1908 senesinde ise tam bağımsız çarlık olarak tanımıştır.

Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlılarla aynı cephede savaşa katılan Bulgaristan, İkinci Dünya Savaşı'na da Almanya saflarında katılarak her iki savaştan da yenilgiyle çıkmıştır.
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Balkanlar'da ilerleyen Sovyet ordusunun da yardımıyla Georgi Dimitrov önderliğinde sosyalist rejime geçen ülke, soğuk savaş yıllarında Varşova Paktı'nın üyesi olarak kalmış, geçen yüzyılın 80'li yıllarından itibaren ise topraklarındaki Türk azınlığa uyguladığı zorla bulgarlaştırma politikalarıyla dünyanın tepkisini çekmiş ve bunun faturasını 1989'da bulgar ekonomisine ağır bir darbe vuran Bulgaristan'dan Türkiye'ye yarım milyona yakın insanın göçüyle ödemiştir.







Doğu Bloku'nun çözülmesiyle 1990 yılında sözde sosyalist rejimin yıkıldığı Bulgaristan, Türk azınlığa yönelik asimilasyon politikalarını da terk ederek komşusu Türkiye ile olan ilişkilerini oldukça olumlu bir temele oturtmuştur. Ülke 2007 yılında Avrupa Birliği'ne katılmıştır.
Coğrafya
Balkan Dağları (Stara Planina) Bulgaristan'ı kuzeyde Tuna platosu, güneyde ise Trakya platosu olarak kabaca iki coğrafi bölgeye ayırır. Oldukça dağlık bir coğrafyaya sahip olan güney Bulgaristan'da Rodop ve Rila sıradağları yer alır. Ülkenin ve Balkanların en yüksek dağı olan 2925 metre rakımlı Musala Dağı da burada bulunmaktadır.

Ülkenin en önemli ırmağı olan Tuna Nehri, aynı zamanda Romanya-Bulgaristan sınırını oluşturur. Bulgaristan sınırları içerisinde doğup, Yunanistan-Türkiye sınırını oluşturarak Ege Denizi'ne dökülen Meriç (Maritsa) Bulgaristan'ın bir diğer önemli akarsuyudur.

İlleri
Blagoevgrad
Burgaz
Dobriç
Gabrovo
Hasköy
Kırcaali
Köstendil
Loveç
Montana
Pazarcık
Pernik
Plevne
Plovdiv
Razgrad
Rusçuk
Şumnu
Silistre
Siliven
Smolyan
Sofya ili
Sofya
Stara Zagora
Targoviste
Varna
Tırnova
Vidin
Vrace

Ekonomi
1990'a değin devlet yönetiminde sosyalist ekonominin hakim olduğu ülke, Doğu Bloku'nun çözülmesi sonucu Sovyet pazarını kaybetmesi ve kapitalist ekonomiye eklemlenme sorunları nedeniyle 90'lı yıllar boyunca milli gelirin % 70'e yakın küçüldüğü çok ağır bir ekonomik bunalım yaşamıştır. Bulgar ekonomisi, 90'lı yılların sonundan itibaren toparlanma sürecine girmiş olsa da, halkının gereksinimlerini yeterince karşılayabilen istikrarlı bir iktisadi yapı olmaktan hala çok uzaktadır. Ekonomi ile ilgili bazı istatistik veriler şöyledir: Milli gelir (2001): 13,5 milyar $, kişi başına düşen milli gelir: 1690 $, devlet borçları: 10 milyar $, devlet gelirleri (2000): 4,2 milyar $, devlet giderleri (2000): 4,4 milyar $, enflasyon (2001): % 93, ekonominin sektörlere göre dağılımı (2001): hizmet: % 57, endüstri: % 29, tarım: % 14

Din
Bulgaristan nüfusu'nun büyük bir kısmı Ortodoks Hıristiyan'dır (6,552,751). Bunun yanında başta Türkler olmak üzere 966,978 Müslüman ülkede yaşamaktadır.


Bulgaristan Türkleri
Bulgaristan'da, yakın zamana kadar Türkiye ve Bulgaristan arasındaki ilişkileri Bulgar devletinin inkar ve zorla asimilasyon politikaları dolayısıyla geren, çok sayıda Türk asıllı Bulgar vatandaşı yaşamaktadır.

Bulgaristan'daki Türk azınlığın kökleri Anadolu'ya dayanır. Rumeli'nin 14. yüzyılda Osmanlılarca ele geçirilmesiyle Osmanlılar, Anadolu'daki diğer beyliklerin ve yarı göçebe aşiretlerin gücünün kırılması amacıyla, çok sayıda Türkü bilinçli olarak Balkanlara yerleştirmiştir. Tarih boyunca yaşanan çeşitli savaş ve çatışmalar dolayısıyla Bulgaristan'dan Türkiye'ye dört büyük göç dalgası yönelmiştir:

Bunlardan ilki Osmanlıların 93 Harbi'nde Ruslar karşısında bozguna uğramasının ardından yaşanan 1878 göçüdür. İkinci göç dalgası Balkan Harbi'nde yenilgiye uğrayan Osmanlı Devleti'nin Rumeli'deki tüm topraklarını Trakya dışında terketmek durumunda kalması sonucu 1912 yılında gerçekleşmiştir.

Üçüncü büyük göç İkinci Dünya Savaşı sonrası sosyalist rejime geçen Bulgaristan'ın tarım arazilerini devletleştirmesi ve Türkiye'nin Kore Savaşı'na katılması sebebiyle Moskova'dan Bulgar devletine yöneltilen, Türkiye'ye misilleme amaçlı Türk göçünün teşvik edilmesi talebi sonucu 1950-1951 yılları arasında yaşanan göçtür.

Dördüncü ve en son göç dalgası 1989 senesinde Bulgar devletinin asimilasyon politikalarına tepki olarak, dönemin başbakanı Turgut Özal'ın çabalarıyla gerçekleşmiştir.

Yaşanan tüm bu göçlere karşın Bulgaristan'da kesin sayısı tam olarak bilinmese de halen 1 milyonu aşkın Türkün yaşadığı tahmin edilmektedir. 1910'da, bu rakamın 2 milyon olduğu tahmin edilmektedir. Yani dünyada, ataları Bulgaristan Türkü olan yaklaşık 5 milyon kişinin varlığından söz edilebilir.

1965 Bulgaristan nüfus sayımı sonuçlarına göre Türklerin toplam nüfusa oranının % 10 ve üzerinde olduğu bulgar yönetim birimleri aşağıdaki gibidir:

Kırcaali: % 72
Razgrad: % 48
Şumnu: % 34
Eski Cuma: % 32
Silistre: % 30
Hacıoğlu Pazarcık: % 17
Burgaz: % 11
Rusçuk: % 10
Bu istatistik '89 göçünden önce yapıldığı için değerlerin güncelliği kuşkuludur Son yıllarda Türk azınlık üzerindeki baskı politikasına son veren Bulgaristan, Avrupa Birliği'nin de baskıları yüzünden, bu ülkede yaşayan Türklerle kalcı bir uzlaşma kapısını aralamış görünmektedir.
        (((1878 DE ÇANAKKALE' YE GÖÇ EDEN BULGARİSTAN KÖYLÜLERİ)))

Aşağıda Tablo?da Çanakkalenin Biga ilçesindeki yerleşim yerlerinin (ilçe merkezi, belde ve köylerin) bir alfabetik listesi verilmiştir. Bu tabloda her yerleşim yerinin (köy veya beldenin) isminin hizasında, o köyün/beldenin etnik özelliği, ne zaman kurulduğu, kurucularının nereden göç ettiği hakkında kısa bilgiler vardır. Tabloda yer alan ?muhacir? terimi, bütün göçmenleri değil, 1877-78 Osmanlı-Rus Harbinden (Doksanüç Harbinden) sonra Bulgaristan?dan Biga?ya gelmiş olan anadil olarak Türkçe konuşan Müslüman göçmenleri ifade eder.

 Çeşitli Bulgar Sitelerinden alıntıdır..

Razgrad (Bulgarca Разград), Osmanlı dönemindeki adıyla Hezargrad, kuzey doğu Bulgaristan'da, Deliorman olarak bilinen Türk bölgesinde bir şehirdir. Razgrad ilinin idari merkezidir. Tuna nehrinin 80 kilometre güneyinde yer alır.

Resmi olarak %27 ile, Kırcaali'den sonra en yüksek Türk nüfus oranına sahip Bulgaristan şehridir. Tarihindeki ünlü güreşçiler sebebiye, "Pehlivanlar şehri" olarak bilinir.

Şehrin en ünlü yapıları, 19. yüzyılda yapılan Varosha mimari kompleksi, ethnografya müzesi, 1864'te yapılan Tanzimat döneminin karakteristiği saat kulesi, 1860'ta yapılan Mucizeci Aziz Nicholas Kilisesi ve ünlü İbrahim Paşa Camii'dir. Camii, 1530'da yapılmış olup, İstanbul hariç, Avrupa'nın en büyük camiisidir.

İlçeler

    * Razgrad
    * Zavet (Bulgarca Завет)
    * Kemallar (Bulgarca İsperih- Исперих)
    * Balbunar (Bulgarca Kubrat-Кубрат)
    * Kubadın (Bulgarca Loznitsa- Лозница)
    * Işıklar (Bulgarca Samuil -Самуил)
    * Torlak (Bulgarca Tsar Kaloyan- Цар Калоян)


  Razgrad daha Osmanlı İmparatorluğu döneminden beri pehlivan ve güreşçi'leriyle ünlü bir bölgede bulunur. Bu güreşçiler arasında Ahmet Kara, Kurtdereli Mehmet Pehlivan, Lütfi Ahmedov, Osman Durali ve Karagöz Köylü Hüseyin Pehlivan' ı sayabiliriz. ((Biga'nın kubakışı görünüşü))
Biga
ABDİAĞA: Pomak, 1891, Bulgaristan, Filibe, Rahova.
ADLİYE: Muhacir, 1889, Bulgaristan, Filibe vs.
AĞAKÖY: Muhacir, 1880, Bulgaristan, Razgrad/Şumnu.
AHMETLER: Yörük, 1561.
AKKAYRAK: Pomak, 1904, Bulgaristan, Filibe, Tomraç ve Küçükköy.
AKPINAR: Yörük (Tarih?) + Pomak, 1891, Filibe, Dravna ve Foyna.
AKSAZ: Mubadele Muhaciri, 1925, Yunanistan, Selanik, Doyran, Langaza, Klepe ve Turgutlu. (Eski Rum köyüdür)
AKYAPRAK: Muhacir, 1879, Bulgaristan, Razgrad, Ayazlar köyü.
ANBAROBA: Yörük (Tarih?), + Muhacir, 1894, Bulgaristan, Osmanpazarı, Razgrad vs.
ARABAALAN: Pomak, 1885, Bulgaristan, Filibe, Lakavitsa.
AŞAĞI DEMİRCİ: Çerkez, 1877, Kafkasya, Adige, Kuban; + Doksanüç Muhaciri, Bulgaristan, Razgrat, Osmanpazarı, Şumnu, Aydos, Rusçuk, Silistre.
AYITDERE: Türkmen, 1411 + Muhacir, 1878, Bulgaristan.
BAHÇELİ (İhsaniye): Çerkez, 1874, Kafkasya, Adige, Kuban Havzası, + Bulgaristan Muhacirleri, 1878.
BAKACAK (İpkaiye): Çerkez, 1874, Kafkasya, Adige, Kuban Hafzası, + Muhacir, 1877, Bulgaristan, Şumnu, Osmanpazarı.
BAKACAKLIÇİFTLİĞİ: Muhacir, 1877, Bulgaristan, Filibe, Yeniköy.
BALIKLIÇEŞME (BELEDİYESİ): Muhacir, 1878, Bulgaristan, Tırnova, Şumnu, 1878
BEKİRLİ: Yörük, 1561, Karaçadırlı Aşireti.
BEZİRGANLAR: Yörük, 1648.
BİGA: Yerli + Muhacir + Pomak + Çerkez + Kumuk + Çeçen + Mubadele Muhaciri + Çingene, vd.
BOZLAR: Yörük, 1625 + Muhacir, 1943, Bulgaristan, Eski Cuma.
CAMİALAN: Pomak, 1900, Bulgaristan, Filibe, Daudvu, Kuruşu ve Drievu.
CİHADİYE: Çerkez, 1887, Kafkasya, Adige, Kuban.
ÇAKIRLI: Yörük, 1711.
ÇAVUŞKÖY: Yerli, Yörük ? 1385 ?
ÇELİKGÜRÜ: Muhacir, 1881, Bulgaristan, Razgrad, Karaveliler, Hocalar.
ÇELTİK: Muhacir, 1882, Şumnu, Akyar (Eski Bulgar köyüdür).
ÇEŞMEALTI: Pomak, 1878, Bulgaristan, Botevgrad, Orhaniye.
ÇINARDERE: Çeçen, 1864, Dağıstan, + Muhacir, 1878, Bulgaristan, Şumnu.
ÇINARLIKÖPRÜ: Çeçen, Dağıstan, 1848 + Muhacir, Bulgaristan, Çeşitli.
ÇÖMLEKÇİ: Muhacir, 1878 (Karağaç Köyünden gelen tarafından kurulmuştur).
DANİŞMENT: Yerli, 1171.
DEĞİRMENCİK: Mübadele Muhaciri, 1925, Yunanistan, Selanik Dedeağaç, + Muhacir, Bulgaristan, Kosova, Üsküp (Eski Rum köyüdür)
DEREKÖY (Şevketiye): Çerkez, 1872, Kafkasya, (AdigeKuban, Krosnodar, Tantogay ve Şinci köyleri, 1872.
DİKMEN: Muhacir, 1878, Bulgaristan, Kırcaali, Boruva.
DOĞANCI: Kumuk, 1877, Dağıstan, Aksay şehri Vadigilli, Elpeyli Torgalli, + Romanya ve Bulgaristan Muhacirleri, 1934.
EĞRİDERE: Muhacir, 1871, Eskicuma, Akmehmet Köyü, Şumnu Nasçı Köyü.
ELMALI: Pomak, 1882, Bulgaristan, Filibe, Bukova, Rakovutsa, Drenova.
EMİRORMAN (İhvaniye): Çerkez, 1881, Kafkasya, Adige, Kuban, Eskalay.
ESKİBAKACAK: Yörük, 1542 (Türk Bakacak).
ESKİBALIKLI: Yörük, 1600, + Tatar, 1761
EYBEKLİ: Yörük, 1731 + Pomak, 1878, Bulgaristan, Filibe, Rubcuz, 1878, + Muhacir, Bulg. Lofça
GEMİCİKIRI: Muhacir, 1881, Bulgaristan, Eskicuma, Kamçıboylu; Şumnu, Yasçı.
GEREDELİ: Yörük, 1445.
GERLENGEÇ: Muhacir, 1877, Razgrad, Sultaniye, Eskicuma Popköy.
GEYİKKIRI: Kumuk, Dağıstan, 1860 + Muhacir, 1878, Bulgaristan, Eskicuma, Balıksu, + 1934, Razgrad, Pabuççular.
GÖKTEPE: Muhacir, 1888, Bulgaristan, Eskicuma, Kayabaşı, Hocaköy.
GÜLEÇ KÖY: Muhacir, 1881, Bulgaristan, Tunca/Arda Akıncılar Köyü.
GÜMÜŞÇAY (BELEDİYESİ) (Demetoka): Yerli, Tarih ?.
GÜNDOĞDU (Karantı): Pomak, 1883, + Muhacir, 1883, Bulgaristan, Filibe, Evciler, +Şumnu Terbi Köy, Karlıova,
GÜRÇEŞME (Arapçeşme): Muhacir, 1877, Bulgaristan, Razgrad, Osmanpazarı, Araplar, Aşağı Kapdağı ve Ayazlar
GÜRGENDERE: Muhacir, 1884, Bulgaristan, Razgrad, Umur.
GÜVEMALAN KÖYÜ: Yörük, 1855 + Muhacir, 1895, Bulgaristan, Şumnu + Pomak, Filibe Küççükköy ve Tomaç.
HACIHÜSEYİNYAYLASI: Muhacir, 1891, Bulgaristan, Filibe, Tekke Köy.
HACIKÖY (Maksudiye): Çerkez, 1872, Adige, Kuban, + Muhacir, 1878, Bulgaristan Razgrad, Eskicuma, Şumnu.
HACIPEHLİVAN (Hulübeliler): Muhacir, 1878, Bulgaristan, Razgrad, Hülübe.
HARMANLI (Fiilik): Pomak, 1878, Bulgaristan, Filibe, Dervisova.+ Muhacir, Bulgaristan, Şumnu, Aydos
HAVDAN: Pomak, 1881, Bulgaristan Filibe, Poyna, Dravna, Bukfu.
HİSARLI (Hasalı): Yörük, 1711.
HOŞOBA: Yörük, 1767 + Muhacir, 1877, Bulgaristan, Razgrad, Ada Köyü, Lofça.
ILICABAŞI: Pomak, 1893, Bulgaristan, Filibe, Lakaviça, Corgan, Tafrişna.
IŞIKELİ (Eşekçi): Pomak, 1896, Bulgaristan, Filibe, Lokavitsa.
İDRİSKORU (Tevfikiye): Çerkez, 1873, Kafkasya, Adige, Kuban, 1873.
İLYASALAN: Pomak, 1911, Bulgaristan, Filibe, Tomraç ve Küçükköy.
İSKENDERKÖY: Pomak, 1878, Bulgaristan, Filibe, Drenova, + Yunanistan Dedeağaç, + Kosova Ronen (Eski Bulgar köyüdür).
KAHVETEPE (Şerefiye): Çerkez, 1874, Kafkasya, Adige, Kuban.
KALAFAT: Boşnak, 1861, Saraybosna, Kesalak, Bihaç Velikakyaruşa, Sazin.
KALDIRIMBAŞI: Muhacir, 1878, Bulgaristan, Razgrad.
KANİBEY (Popköy): Muhacir, 1883, Bulgaristan, Razgrad, Popköy.
KAPANBELEN: Pomak, 1869, 1877, Bulgaristan, Filibe, Dobrulu Köyü.
KARAAĞAÇ: Muhacir, 1878, Bulgaristan, Razgrad, Karaağaç Köyü.
KARABİGA (Belediye): Yerli.
KARACAALİ: Yörük, 1700?ler + Muhacir, 1878, Bulgaristan, Şumnu, Çavuşköy, Kurtlar, Saraçlar.
KARAHAMZALAR: Yörük, 1700?ler+ Muhacir, 1897, Bulgaristan, Razgrad Şumnu, Akyar, + Şumnu, Siyahlar, 1934.
KARAPÜRÇEK: Yörük (Karakeçili), 1812 + Romanya Muhaciri, 1934, Köstence, Siyahlar Köyü.
KAŞIKÇIOBA: Yörük, 1761.
KATRANCI: Muhacir, 1877, Bulgaristan, Karlova, Bançeliköy.
KAYAPINAR: Muhacir, 1878, Bulgaristan, Razgrad, Araplar, Hocaköy, Dereköy, Ayazlar.
KAYNARCA: Pomak, 1896, Bulgaristan, Filibe, Çatrak, Direnova, Steminak, Çurkuvu ve Sriyavu.
KAZMALI: Muhacir, 1883, Bulgaristan, Şumnu, Dobruca, Pravda, Cumalı.
KEMER: Mübadele Muhaciri, 1925, Yunanistan, Dedeağaç, Vardar ve Selanik. (Eski Rum Köydür).
KEPEKLİ: Muhacir, 1903, Bulgaristan, Aydos, Kiremitçik Köyü.
KOCAGÜR: Muhacir, 1877, Bulgaristan, Şumnu, Hocaköy; Razgrad, Kurtlar.
KORUOBA: Yörük Tarih ? + Muhacir, 1878, Bulgaristan, Osmanpazarı, Karınabat, Tırnova, Silistre vs.
KOZÇEŞME (Belediye): Muhacir, 1884, Bulgaristan, Şumnu, Karaveliler.
OSMANİYE: Çerkez, 1877, Kafkasya, Adige, Kuban.
OTLUKDERE: Muhacir, 1879, Bulgaristan, Şumnu, Çobanköy, Osmanpazarı, Tırnova.
OVACIK: Yörük, 1761.
ÖRTÜLÜCE: Muhacir, 1904, Filibe, İnebekçi köyü, Kırcaali, Hasköy.
PAŞAÇAYI (Boğaalan): Yörük, 1681.
PEKMEZLİ: Yörük, 1261.
RAMAZANLAR: Yörük, 1461.
SARICAKÖY: Yörük, 1360.
SARIKAYA: Göçebe, 1860 + Pomak, 1879, Bulgaristan, Filibe, Rava, Yeşilköy, Tırmış.
SARISIVAT: Muhacir, 1886, Bulgaristan, Filibe, Baruva, (Kırcalı).
SARNIÇ: Yörük, 1711.
SAVAŞTEPE (Lütfiye): Çerkez, 1878, Kafkasya, Adige, Kuban.
SAZOBA: Muhacir, 1880, Bulgaristan, Razgrad, Kosovina.
SELVİ: Muhacir, 1887, Bulgaristan, Şumnu, Selvi, Görmekçe.
SIĞIRCIK; Muhacir, 1877, Bulgaristan, Razgrad, Osmanpazarı, Şumnu.
SİNEKÇİ: Muhacir, 1880, Bulgaristan, Eskicuma, Nasçıköy, Adaköy, Çukurkışla, Tekeli, Razgrad, Buğular.
ŞAKİRBEY: Muhacir, 1299, Bulgaristan, Eski Zağra.
ŞİRİNKÖY: Muhacir, 1880, Razgrad, Kosovina.
TOKATKIRI: Çerkez, 1265, Adige + Muhacir, Bulgaristan, Razgrad, Eski Zağra, Filibe vs.
YANIÇKÖY: Yörük, 1685.
YENİCEKÖY: Muhacir, 1893, Bulgaristan, Pravadi vs + Mubadele Muhacirleri, 1925, Yunanistan, Selanik, Florina, Dedağaç, Sofular (Eski Rum köyüdür).
YENİÇİFTLİK (Belediye): Pomak+Muhacir, 1895, Bulgaristan, Belaslatina, Lofça, Bejanova, Palamarsa, Köklüce, vs.
YENİMAHALLE: Muhacir, 1882, Bulgaristan, Razgrad, Doğandere, vd.
YEŞİLKÖY (Çilingir Mahallesi): Pomak, 1882, Bulgaristan, Filibe, Çilingir Köy.
YOLİNDİ: Pomak, 1878, Bulgaristan, Filibe, Naresçan,
YUKARIDEMİRCİ: Yörük (1861)+Muhacir, 1878, Bulgaristan, Şumnu, Eskiköy, Sırtmahalle.
Lapseki ilçesine bağlı olan Dişbudak Köyü' de 1878' de göçmüş, %100 bir muhacir köyüdür.
TUNALIM(Deliormanlı)

 Tag : Bulgaria | 16 Views | Post Comments | Share with Friends | Recommend

Monday,Oct 19 2009, 06:38:11 PMTHE NATIONAL ECONOMIC MODEL

 

Prof. Dr. HAYDAR BAŞ

- Summary - Baku, 2006

Arranged and compiled by:
R.R. Kuliyev, Doctor of Economics
D.A. Veliyev, Doctor Candidate of Economics

The summary is compiled on the basis of the speech delivered by Haydar Baş at the 1st International Congress (Istanbul, November 26-27, 2005), dedicated to presentation of the said book.

Contents :

- Mechanisms of Exploitation 5
- The Impact of Globalization on Economic Independence of the Republic of Turkey 7
- Need for a New Development Model 11

SECTION II.

- Basic Provisions of the National Economic Model 14
- Human Needs and Resources 14
- The Human Factor 15
- The Problem of Deflation 15
- Demand and Supply 16
- Money and its Basic Functions 19
- Employment 22
- The Welfare State in the National Economic Model 24
- Financial (Taxation) Policy 25
- Money Supply and Seigniorage 28
- Interest and Derivative Money 33
- Some Common Problems 41
- Resources and Population Growth 45
- The Exchange Rate Policy 46
- Foreign Trade Policy 48
- Colonialism in Action 49
- Conclusion 51

SECTION I.

Globalization and National Economic Independence


This model is not an alternative to the capitalist model, since there cannot be any alternative to the flawed model. Prof. Ata Selçuk

It is not a secret for everyone that natural process of globalization in today's world is used by global forces to exploit national resources of underdeveloped and developing countries and enforce in all spheres those global forces’ control over these countries. In other words, by playing globalization the industrial powers wish to take hold of the entire world and subject the resources of underdeveloped and developing world to their interests.

Today the capitalist economic models apply the barbarous “rule of suppression of the weak by the strong”, and it is described as “natural selection”. Economic systems, which to some extent have turned into imperialistic exploitation, care just in theory about well-being of nations and development of countries.

We live the period of a new war when weapons do not talk. Its objective is to force countries to pursue a policy of diplomatic, social, economic, cultural and other concessions, so that countries could be brought under a yoke of powers, which grant loans with the purpose of establishing debt bondage.

We live in the world, where day after day economic independence becomes more and more vital condition for independence of states.

At the same time, nowadays when in terms of economics country borders became of no importance, the powers which own the global world try to invalidate the significance of such categories as “nation” and “state”, which are very important ideas for underdeveloped and developing countries. The 21st century is the time when the idea of National Sovereignty has undergone changes. The following is interpretation of this concept by John Naisbitt, one of the ideologists of globalization:

“We see that by splitting up into independent and small divisions big companies can operate more efficient. The same is true for countries. If we create a world with single common market, then the parts of this world should be small.”

Mechanisms of Exploitation

A. Foreign Aid

The policy of rendering "foreign aid", which emerged after the World War II, has found its place with aspirations of underdeveloped countries to develop.

However, underdeveloped countries having tied their development activities to external capital follow everything that is required for this foreign capital to come into country. The “abandonment of national rights” with the view to secure foreign aid and “acceptance of terms and conditions leading to sell-out of the country” relate to such phenomena.

The new world order after the World War II encourages underdeveloped countries to adopt “development” projects based on external debt. The pressure of debt burden leads to political and social claims on these countries on the ground of reforms in agriculture, production, finance and other fields within the framework of economic development programs.

While the state and population find themselves in debt bondage, all sorts of foreign companies, in addition to interest they receive on loans, make enormous profits by investing into those countries.
However, the main method of profit making for huge capital holders in the global world remains “earning money by means of money”. Avoiding “high-risk and heavy labor cost production”, they prefer such method in particular, while employing alongside with loans speculative financial transactions.

At present, the quantity of money supply with free circulation throughout the world serves the purpose of earning money by means of money, and almost twenty times exceeds the volume of world trade. It is obvious that such quantity of money exerts destructive influence on the economy of underdeveloped countries and creates favorable setting for development of speculative transactions.

B. Transnational Companies

Multinational companies are another method of exploitation in the new world order. Today the joint ownership of 300 transnational companies amounts to 25% of production assets all over the world. Five hundred major companies control 65% of the world trade.

In Turkey there is probably no a single holding company without participation of a multinational company. At the same time, these multinational corporations provide their funds only for a small share of the foreign capital invested, and a considerable part of about 85%–90% is raised from other sources, including those available in capital-importing countries.

The following example is quite enough to show how international companies take advantage of the national and state resources in Turkey: in 1973 foreign companies operating in Turkey owed the country up to 81% of the investment capital, and they secured 96% of these debt by loans borrowed in Turkey itself.

C. Privatization

IMF recommends developing countries, such as Turkey, accept economic programs developed by this organization. However, the objective of these programs is not to stabilize our economy, but to help global capital groups put our country’s markets and resources under their control. This explains why IMF requires privatization of our most strategic and profitable businesses. In addition, “strong state” is a great obstacle to this process.

The demands of global capital from underdeveloped and developing countries in return to granting loans by the World Bank and IMF are not limited only to repayment of principal and interest. They also include execution of difficult “development” programs that lead to elimination of competitive production, including agriculture and cattle breeding, and therefore to miserable life of people in those countries.

These demands were also put forth for Turkey. Lately, farmers in Turkey have found themselves in extremely difficult situation due to the newly adopted laws on sugar, tobacco and other restrictive laws related to agricultural and other products.

Farmers, who have already fallen into the state when they are not able to seed due to elimination of subsidies in form of low-interest loans, fail to compete against imports from developed countries, the farmers of which use protection of their own states to the fullest. Sugar beet, tobacco, wheat, peaches, figs, apricots and other products, failing to find market even within Turkey, remain with the farmers. The same situation is in cattle breeding.

Within the global economic concept, privatization is an important channel for foreign capital to enter a country. In our country, profitable state enterprises are sold at a price, which is lower than their true value. Among those enterprises are the following: ERDEMIR, PETKIM, POAŞ, TÜPRAŞ, SUMERBANK, KÜMAŞ, ORUS, ET VE BALYK KURUMU, SEK, TOFAŞ, and TURKISH AIRLINES.

Furthermore, without any remorse it is declared that in the issue of privatization it is up to the World Bank to take decisions, but not the Turkish Government.

All this demonstrates as to what extent the interests of the Turkish nation are disrespected, and how by means of privatization implemented under external pressure, the funds of enterprises are wasted.
For example, the company Petrol Ofisi Anonim Şirketi, POAŞ, was sold on March 3, 2000, for USD 260 million. Experts confirmed that to set up a similar company it is necessary to invest USD 8 billion! Those, who acquired POAŞ, paid consideration equal to only ¾ of the cash available on the balance sheet of the acquired company!

In 1998, Türkcell and Telsim received a right to operate mobile telephony for the period of 25 years. Both companies made agreements with the government, each costing USD 500 million. Right after signing these agreements, they collected from citizens the required capital, which they should have paid within 2 years.

Overall, privatization in Turkey led to lay-offs of thousands of workers and trained people.
The Impact of Globalization on Economic Independence of the Republic of Turkey

A. Historic Background

Asian countries, such as Turkey, Russia, China, India, etc. have contributed immensely to development of humankind. In addition, today it is Asia, which is the last resort of the oppressed people all over the world, which is capable of setting them free from the capitalist yoke.
The Republic of Turkey and Turkish nation, with their 5,000-year-old history in total, its period of 1,400-year-old Turko-Islamic civilization and 83-year-old history as a Republic, take up the forefront space at the intersection of Europe and Asia in terms of historic and strategic importance.
From the moment of its origin the Turkish nation in the periods when it accomplished its historic mission, which elevated and glorified it, secured its people with justice and human rights, taught them technology and civilization to the fullest.

Our nation, which faced the hazard of destruction because of political, cultural and social activities that had been carried out with guileful methods over the centuries, as a result of the War of Independence, and owing to the spirit of our National Armed Forces headed by Mustafa Kemal Atatürk, found itself again, won its independence and became an example for people fighting for freedom.

In his opening address at the session of Majlis held on March 1, 1922, Atatürk said the following:

“We cannot think of anything else but only of securing our independence which is the highest priority national objective. Our financial power, which is, in our opinion, an important factor, should be sufficient for achieving this result.

Our country’s resources are sufficient to confidently implement the objectives of our national cause. Despite our poverty, our national power is still ruling our country as it has been until now, and this power will bring us to accomplishment of the stated objective without resorting to any external debt.”

Having liquidated the system of capitulations that had turned the Ottoman Empire into virtually semi-colony of the West, Mustafa Kemal emphasized in particular “economic independence” as a necessary component of national independence. By organizing in 1923 the Economic Congress in Izmir, he tried to bring the nation’s economy back to life. At the Congress, it was decided not to give up on any account the principle of “national independence” and implement development plan in accordance with that principle, since there should be direct connection between national independence and economy capable of standing on its own feet.

During the life of the founder of our state, Atatürk, i.e. before 1938, the plans and many projects of development in various fields were implemented and substantial progress was achieved.
At that period our country, where we applied in economic development our own national model, reached the level at which it could export airplanes to Belgium.

B. Current Situation: New Hazard.

However, after Atatürk the country was exposed again to total political, cultural and economic pressure. Assisted by EU and IMF, the Western states began to implement the “new” SEVRES plan (the Capitulation Treaty of SEVRES, concluded between the Entente countries and Turkey in the beginning of the last century, stipulated the actual dispensation of Ottoman Empire territories), which they could not carry out during Mustafa Kemal’s ruling in Turkey.

Today, when the budget of the Turkish state is under control of international organizations, when our country’s resources and various capabilities are utilized under the grip of IMF and World Bank; when extortionate privatization and sell-out of the state-owned enterprises are put into effect; when international arbitration agreements, laws on behalf of EU do really prevail over the country; Turkey goes through the process of implementing the project of self-disintegration.

To summarize the situation we are in due to globalist manipulations, we can say the following:

1. In our country today the tax revenues are insufficient even to cover interest payments on our internal and external debt.

2. Our country is unable to escape from the vicious circle “high interest rate – foreign currency – debt”.

3. The companies in our country, which earn high profits, such as TELEKOM, PETKIM, TÜPRAŞ, have been privatized for much lower price as compared to their actual value.

4. The quantity of domestic money supply, circulating within the market, is not enough to support economic development. Those forces that oppose covering of the said economic deficit by means of the Central Bank channels, call for filling up the gap by issuing credit money, the so-called plastic cards and checks. Banks using such instruments open new sources of revenue for themselves by applying interest-based mechanism.

5. The state turns to the banks with treasury operations to decrease debt burden. In other words, failure by the state to execute its function with regard to the issue of money is the reason why resources are unjustifiably transferred to banks and global capital forces that make money by means of money.

6. Due to the fact that in Turkey the state does not secure money issue required by the market, the US Central Bank by printing money covers the said deficit in Turkey, and consequently the foreign currency supersedes national one.

The governments, which were in power for many years in our country, transferred the management of Turkish economy to IMF. The statement such as “we shall proceed on our way with IMF” often heard during the pre-election campaigns is one of the basic reasons for the Turkish people’s life full of hardships.

According to a study published on January 4, 1998 in the LOS ANGELES TIME, the situation in 54% of the countries, obtaining loans under terms and conditions of IMF, deteriorated. Economies of 36% of these countries were completely imbalanced.

In accordance with the results of the study done by the World Bank in 1998, Turkey ranks among the 25 countries out of 133 with the most unequal distribution of income.

The Turkish economy in 1999 lived through the biggest decline in all history of the Republic. In the same year, in order to enter into a new agreement to provide financial support to Turkey, IMF announced need to implement so-called reforms in legislature on banks, social security, international arbitration, privatization, etc.

Because of implementing these reforms, the Turkish people went through the process of inevitable impoverishment, while international companies collaborating with local holding companies gained huge profits. With the adoption of these laws, the state suffered damage, and major profitable businesses were sold.

IMF experts recommended increase in tax levies on population to pay off the country’s debt, and thus eliminate the problems facing transnational companies.

The Law on International Arbitration stipulates referring not to Turkish courts in case of disputes and disagreements, but to a “foreign arbitrator”, and opens door to domination of the capitalist order over the country. Having introduced the Law on International Arbitration into the Constitution, the 57th Turkish Government legitimated as well the procedure of retroactive effect of international arbitration.

A dispute between the Mexican people and a US company in 1998 demonstrates why foreign companies try to stipulate opportunity to appeal to international arbitration bypassing the country’s legal system. Ethyl Co., a US company, carried out its operations in Mexico. It discharged chemical wastes into sources of drinking water. Upon request of the affected party, the case was submitted to the Mexican court. However, since the Mexican Government had adopted the Law on Validation of International Arbitration, the case was examined by international arbitrators, who upheld the rights of the company, but not the rights of people whose water was contaminated. International arbitrators made their decision on the ground that the local court processed the case deviating from the framework of the International Arbitration Agreement.

In 2000, IMF demanded that in order to gain access to a line of credit Turkey should fulfill provisions of the “Letter of Additional Intent”, which were more severe than provisions of SEVRES. The provisions accepted by the 57th Turkish Government included privatization of the following companies: Türk Telekom, Makine Kimya Endüstrisi, Tekel, major sugar refineries.

IMF also demanded adoption of the Law on Electric Power Market, the Law on Sugar, the Law on Joint-Stock Companies; termination of subsidies in agriculture, increase in taxes, limitation of support for wheat growers, decrease in grain reserves, increase in salaries of officials by more than 10% per annum. These provisions were implemented in full. It is clear that IMF is not only an international organization which sells money, but also forces upon Turkey and other countries a lot of political, social, and economic concessions in return to granting loans.

Instead of following the path, which will be set forth by us below, the Government considers IMF the only source of funds and ideas and does more damage to our country and our people than does good.

The picture described above reflects the reality of Turkey nowadays. Our country’s external and internal debt totals USD 400 billion. Our economy is under control of IMF. Our production has almost stopped. Agriculture and cattle breeding are in dire condition. Our natural resources have been sold out to foreigners. Such situation is really more ominous than that at the time of War of Independence.

The long-lasting troubles of our country are becoming chronic. Unemployment and poverty are rampant and rising. Education, health-care and justice systems cannot fulfill their functions anymore. Self-confidence of our people is deteriorating, and the enculturation activities destroy our national identity. Feelings of misery and timidity are at their top. Our country is virtually being crushed by political and economic policies of the global forces.

As a reflection of this, the 6th article of the Constitution saying that “sovereignty unconditionally belongs to the nation”, which must be protected by mechanisms and institutions running in Turkey, is surprisingly re-evaluated from a perspective that is different from that set by Atatürk.

Need for a New Development Model

Nations that lost the comprehension of “national state – nation” concept are defenseless against visible or hidden threats. Among those threats are international loans with austere covenants and provisions, political concessions disguised as international aid, and removal of all barriers to foreign investments. The desired outcome of these measures is demolition of independence. It is apparent that in the course of this process there will nobody who will consider the welfare of nation and society.

According to the capitalist concept, “to make a wheel rotate”, i.e. to give opportunity for certain groups to earn money, it is necessary to have a system which puts nations and countries in such miserable condition.

However, if you do not want to observe such picture, then you will have to put into effect some other system.

There are two indispensable conditions for a country to exist as an independent state: achieving economic independence and protecting the concept of “nation-national state”. Only under those conditions, it is possible to talk about interests of nation and its well-being. In a capitalist economic model, this is practically impossible. It is not possible for a group of capital holders, which established its dominance in the world, to let thrive ideas that run counter to its interests.
Therefore, it is necessary to develop and implement our own model to secure the rights of the Turkish nation and all the people who are being exploited by the capitalist system. It is necessary to implement a “model which belongs to us and serves the interests of us”, a model, which shall help attain well-being, prosperity, and wealth and not serve globalist forces.

Thus, the National Economic Model emerged because of this necessity. This model is also to solve three key problems of the world economy, which have not been resolved so far throughout the history:

1. Achieving fair distribution of income;
2. Achieving sustainable economic growth;
3. Achieving the state of full employment, i.e. finding solution to the problem of unemployment.
The National Economic Model emerged deriving from the said three problems. And essentially it finds solutions to those problems.

The model proposed by us is an answer to the question of one of my Russian friends: “We have suffered very much from socialism. The world is suffering from capitalism. So what is the economic model that shall save us and the rest of the world, rectify imbalance in distribution of income, secure sustainable economic growth and full employment?”

This question has been raised throughout the entire history of humankind. However, the answer to it has not been found so far.

In this connection, the National Economic Model is not an antithesis of other proven economic systems. With its original laws, it is a new vision of economy. In this regard, our theses are unique solution to securing wealth and real happiness not only for our country, but also for all nations of the world. It is necessary to elaborate on each section of these theses.TUNALIM...

 Tag : national | 12 Views | Post Comments | Share with Friends | Recommend